Tuesday, January 10, 2012
CÜREK SÜYSE, DÜNYA SIYLISI
CÜREK SÜYSE, DÜNYA SIYLISI
Onu soralla manga, kimdi, bek mi aruvdu?
Cetmez aruvluguna, hiç bir söznü karuvu
Cabsa aruv çaçların, onu ol kök cavlugu
Ay’nı ontörtüçedi, aruv betini nuru
Süygen közle karasang, cürek avruv tabarsa
Kuru birçik ışarsa, közüng almay kararsa
Teşer teyri bavrungu, cüregile karasa
Körmey bir kün tözalsang, cannetlik va bolursa
Seni süyeme deseng, meni sınama deydi
Koyup kete tebreseng, kayrısa? dep iymeydi
Kallay bir tüz söleşseng, ters anglarga süyedi
Süymeyme dep de kördüm, öpgeleyt de ketedi
Kimdi ol, dep turmagız, sizde cokmudu cürek?
Cüregi bolgan caşga, cürek avruvu kerek
Kız süyse de aytalmaz, caşda da bolum kerek
Dünya bolum da bolsa, nasıp bolmay neterek
Oladan tolup turad, sav dünyanı cartısı
Ay ola kurumasın, kız tülmüdü barısı :)
Cürek süygen aruvdu, cokdu agı sarısı
Süymeseng kaysı da ov, birbirini aynısı
Anglataldım mı kimmiş, cüregimi sıylısı…
Mehmet KORKMAZOGLU, 11.01.2012
Friday, January 6, 2012
KALAY KAYTAYIM...
KAYT IZINGA DEYSE, KALAY KAYTAYIM
HARAM ETTİNG MENİ, NEK UNUTAYIM
“ARUV MÖLEK” DEYEM, ENDİ NAYTAYIM
ÖPGELEDİM TEYRİ, KAYTALMAM SANGA
SENİLA BİR İŞİM BOLMAZ DEGENENG
ARTIMDAN EŞİKNİ KATI CAPGANENG
ENDİ VA NE BOLDU, NEDİ BU NEMENG
AHIR SÖZÜNG TEPLEP, KAYTALMAM SANGA
SAV DÜNYA MENİYED, IŞARSANG KÜLSENG
CÜREGİME TİYGEN CARIK KÜNÜMENG
AH BİR DA BAŞIMA KÜN ÖTDÜRMESENG
ÜŞÜRGE RAZIMA, KAYTALMAM SANGA
GİNA ÖMRÜM BOLSA, SENİ SÜYEREM
KÜYERİGESEM DE SENDE KÜYEREM
KIYNASANG DA GİNA, İYNAN TÖZEREM
TAVUSDUNG ÖMRÜMÜ, KAYTALMAM SANGA
Mehmet KORKMAZOGLU, 27.12.2011
Ben seni değil, hayalini sevmişim…
Ben seni değil, hayalini sevmişim…
Gönül köşkünde
Değil bir taht,
Tabure yokken,
Boşuna beklemişim…
Kalpgâh’ını nafile
Kabul olmayacak bir dua ile
Tavaf etmişim…
Ve bir gün çaldığımda kapını, ürkerek…
Bir peri gibiydin, açtığında kapıyı, gülümseyerek
- Hoş geldin yabancı, dedin
Elime biraz bozukluk verdin
Dilenci sanmıştın besbelli…
Dilenciydim… Dilenciydim, ama bilmedin,
Elime para değil,
Yüreğime onulmaz bir yara verdin…
Tam kapıyı kaparken peşimden
Bir adam seslendi içerden
- Hanım, gelen kim?
- …?!
Afalladın o anda,
Yıllar öncesinden, sıradan bir arkadaş
Çok geçti artık, gözler oluvermişti sırdaş…
- Gelen…, derken sen...
Kapattım kulaklarımı ben
Koşarak geçerken karanlık sokakları
Etrafa saçılırken kalp kırıkları
Durdum ansızın, baktım geriye,
Adı mazi mi olacaktı bu acıların diye…
Göz göze geldik tekrar o karanlıkta,
Bir ok attın öldüresi bir kararlılıkla…
Kaçmaya başladım senden, kendimden,
Bir hana sığındım, kaçarken mazimden…
Han iyi, hancı iyi, rahatlamıştım
Hafifti nasıl olsa yaralarım, öylesine sarmıştım
Çabuk atlatırım sanmıştım ben o sıyrıkları
Oysa bir kırık ok yarasıymış
Batıyor hala kıymıkları…
Mehmet KORKMAZOGLU, 30.12.2011
Aşkım sana haram olsun...
Sözler verdim, dönmem dedim
Bin kez gittim, bin kez geldim
Bunlara hep sebep sendin
Anlamadın namert dedin
Aşkım sana haram olsun
Çok sevmiştim deli gibi
Beklemiştim bir teselli
Oysa acıttın sen beni
Aşkım sana haram olsun
Uzun yaşa, mutlu ol sen
Sağlık, huzur, paran olsun
Ama kalpte yaran olsun
Aşkım sana haram olsun
Yüzlerce de dostun olsa
Yalnızlık çek, yalnız yaşa
Yaren olsun adım sana
Haram olsun aşkım sana
Mutluyum san, gülsün yüzün
Adım sana, versin hüzün
Güldürmedin beni bir gün
Aşkım sana haram olsun
Hatrında mı, acım vardı
Her yanımı hüzün sardı
Gönlüm seni liman sandı
Aşkım sana haram olsun
Emret yeter, canım feda
Zaten ömrüm oldu heba
Hakkım helal olsun ama
Haram olsun aşkım sana
Kimse bilmez, kimsin nesin
Bilen varsa söylemesin
Meçhul ile Mehmet densin
Sen ki insafa gelmezsin
Aşkım sana haram olsun...
Mehmet KORKMAZOGLU, 01.01.2012
BU ŞEHİRDE
BU ŞEHİRDE
Tek sen varsın diye kalıyorum bu şehirde
Görebilmek için seni her gün, günaşırı belki de
Oysa sen her şeyden habersiz, sımsıcak evinde
Bense üşüyorum, her gece evinin önünde...
Önce mutfağının ışığı yanıyor, sonra bir başka oda
Hala beklemekteyim, çıkarsın diye belki balkona
Sırılsıklam ıslanmışım, aptal ıslatan yağmurunda
Bir bir sönerken ışıklar, gece yarısından sonra
Ayrılıyorum, kaldı umutlar yine yarına...
Ertesi akşam, aynı yerde, aynı saatte
Bu mecnun yine seni beklemekte
Ben aç, susuz gecenin bu saatinde
Belki bir kitap okuyorsun, senin keyfin yerinde...
Gözlerim hala balkonda, ayaz üşütürken içimi
Balkona çıkıyorsun bir sigara içimi
Bir iki öksürüyorum, görünce seni,
Duyar da fark eder misin diye beni
Bakıyorsun bana doğru gayri ihtiyari
Bir berduş sanıyorsun, korkuyorsun besbelli
Anlıyorum, kaçarcasına içeri atmandan kendini…
Nerden bilecektin ki,
Bu berduş senin eserindi
Aşkla ardından gelen senin serserindi
Her şeyden vazgeçmişliği de senin içindi.
Ertesi sabah uyanıyorum,
Her şeyin rüya olduğunu anlıyorum,
Sadece bir rüya...
Zaten hatırla,
Sadece bir rüya değil miydin sen bana…
Mehmet KORKMAZOGLU, 07.01.2012
Saturday, December 17, 2011
SAHMELEK
2 Kasım 1943 tarihinde sürgün edilen, bu sürgün esnasında şehit olan soydaşlarımızı rahmetle anıyoruz, mekanları cennet olsun İnşallah. Allah bir daha başta Türk milleti olmak üzere hiçbir Müslümana, hatta hiçbir insana böyle zulüm göstermesin, Stalin zihniyetli insanlara da Allah fırsat vermesin.
Bu sürgünle ilgili yazdığım romandan bir kaç bölüm:
ŞAHMELEK
…
Şahmelek vagonda kendisine bir köşe bulmuştu. Kucağında doksan yaşındaki anneannesi Gülbeyaz yatıyordu. Zaten çok zayıf olan kadıncağız, saatlerce süren işkenceli yolculuğun ardından küçük bir çocuk gibi kalmıştı. Anneannesinin bu yolculuğa daha fazla dayanabileceğini sanmıyordu Şahmelek.
Yaşamasını çok istiyordu, çünkü babası Almanlara yardım ettiği yönündeki söylentiler sonrası Ruslar tarafından tutuklanmış, bir daha da kendisinden haber alınamamıştı. Annesi bu acıya daha fazla dayanamamış, altı ay sonra halk arasında ince hastalık olarak bilinen veremden ölmüştü. Şahmelek yaşlı anneannesi ile kala kalmıştı. Gülbeyaz onun hem annesi, hem babası, hem anneannesi, en önemlisi sırdaşıydı.
Anneannesinin öksürüğü ile kendisine gelen Şahmelek, elindeki güğümden anneannesine su vermek istedi, fakat Gülbeyaz kendisinde değildi, köyden istasyona kadar zor şartlarda yapılan yolculuk çelimsiz vücudunu çok yormuştu. Bu yorgunluğa üzüntü de eklenince, yaşlı kadın yaşama sevincini yitirmişti. Torununa bakabilmek için bu güne kadar sanki ölüme direnmişti, ama artık direnecek ne gücü ne de isteği kalmıştı. Birkaç kez daha öksürdü, son bir kez daha öksürükle boğulma arasında bir ses çıkardı, dudakları kıpırdadı, başı yan tarafa düştü…
…
Şahmelek yapayalnızdı artık. Karanlık vagonda, anneannesi kucağında, trenin durmasını beklemekten başka çaresi yoktu. Cenazeden çok korkardı, köylerindeki mezarlığın yanından bile geçmemişti, hatta annesinin mezarının yerini dahi bilmiyordu, fakat bu defa farklıydı. Anneannesinin soğuk bedenini sıkı sıkı kucaklamış, yere dahi bırakmıyordu. Köydeki küçük kerpiç evini düşündü, hayal etti ve yorgun gözleri yavaş yavaş kapandı...
…
Saatler sonra tren yavaşladı ve durdu.
Tek tek vagon kapılarının açılıp kapandığı duyuluyordu. Şahmelek hıçkırarak Gülbeyaz’a sarılmıştı. Hacıyat bir anne şefkatiyle Şahmelek’i kucakladı ve yaşlı kadının soğuk bedeninden ayırdı. Her haliyle metin olmaya çalışarak;
—Dik durmaya çalış, kendini bırakma, dedi.
—Yıkamadan mı defnedeceğiz, dedi Şahmelek ağlamaklı sesiyle. Hacıyat;
—Mezarlığın yakınında su varsa ben yıkarım, merak etme sen.
—Ya su yoksa?
—Bu şartlarda şehit sayılır o zaman.
Bu esnada öndeki vagonun kapısının açılma sesi duyuldu. Birkaç saniye sonrada ağlama sesleri ve askerlerle tartışan yaşlıların sesleri, yükselen hıçkırıklar. Aytek konuşulanları anlamaya çalışarak vagon kapısına yaklaştı. Henüz ne olduğunu anlamamıştı ki, birkaç el silah sesi duyuldu. Derin bir sessizlik çökmüştü, ardından vagon kapısı kapandı.
Şahmelek ağlamayı bırakmış olan biteni anlamaya çalışıyordu vagondaki herkes gibi. Bulundukları vagonun önündeydi askerler artık, önce asma kilidin tok sesi duyuldu, ardından kapı yavaş yavaş açıldı. Aytek gördüğü manzara karşısında dona kalmıştı. Yılan gibi kıvrılıp giden büyük bir nehir, nehirin üzerindeki büyük bir demir köprünün üzerindeydi tren...
"Acaba hepimizi bu köprüden mi atacaklar?" diye düşündü bir an askerlerin bağırışları arasında,
—Ölülerinizi verin, çabuk, ölülerinizi verin.
Vagondakiler olan biteni anlamaya çalışırken askerler Gülbeyaz’ın kefeninden tutup çekiştirmeye başlamışlardı bile. Aytek öndeki vagondan gelen seslerin ne olduğunu anlamıştı artık,
—Bizim ölümüz yok, diyerek yerde sürüklenen kefeni tek eliyle durdurmaya çalıştı, fakat geç kalmıştı. Dört asker yaşlı kadının cılız cesedini çoktan vagondan çıkarmış, demir korkulukların üzerinden nehre atmışlardı, Aytek geç kalmıştı.
Vagon kapısı kapandı, büyük asma kilidin sesi duyuldu tekrar, bir sonraki vagonun asma kilidi açılıyordu artık…
Bu sürgünle ilgili yazdığım romandan bir kaç bölüm:
ŞAHMELEK
…
Şahmelek vagonda kendisine bir köşe bulmuştu. Kucağında doksan yaşındaki anneannesi Gülbeyaz yatıyordu. Zaten çok zayıf olan kadıncağız, saatlerce süren işkenceli yolculuğun ardından küçük bir çocuk gibi kalmıştı. Anneannesinin bu yolculuğa daha fazla dayanabileceğini sanmıyordu Şahmelek.
Yaşamasını çok istiyordu, çünkü babası Almanlara yardım ettiği yönündeki söylentiler sonrası Ruslar tarafından tutuklanmış, bir daha da kendisinden haber alınamamıştı. Annesi bu acıya daha fazla dayanamamış, altı ay sonra halk arasında ince hastalık olarak bilinen veremden ölmüştü. Şahmelek yaşlı anneannesi ile kala kalmıştı. Gülbeyaz onun hem annesi, hem babası, hem anneannesi, en önemlisi sırdaşıydı.
Anneannesinin öksürüğü ile kendisine gelen Şahmelek, elindeki güğümden anneannesine su vermek istedi, fakat Gülbeyaz kendisinde değildi, köyden istasyona kadar zor şartlarda yapılan yolculuk çelimsiz vücudunu çok yormuştu. Bu yorgunluğa üzüntü de eklenince, yaşlı kadın yaşama sevincini yitirmişti. Torununa bakabilmek için bu güne kadar sanki ölüme direnmişti, ama artık direnecek ne gücü ne de isteği kalmıştı. Birkaç kez daha öksürdü, son bir kez daha öksürükle boğulma arasında bir ses çıkardı, dudakları kıpırdadı, başı yan tarafa düştü…
…
Şahmelek yapayalnızdı artık. Karanlık vagonda, anneannesi kucağında, trenin durmasını beklemekten başka çaresi yoktu. Cenazeden çok korkardı, köylerindeki mezarlığın yanından bile geçmemişti, hatta annesinin mezarının yerini dahi bilmiyordu, fakat bu defa farklıydı. Anneannesinin soğuk bedenini sıkı sıkı kucaklamış, yere dahi bırakmıyordu. Köydeki küçük kerpiç evini düşündü, hayal etti ve yorgun gözleri yavaş yavaş kapandı...
…
Saatler sonra tren yavaşladı ve durdu.
Tek tek vagon kapılarının açılıp kapandığı duyuluyordu. Şahmelek hıçkırarak Gülbeyaz’a sarılmıştı. Hacıyat bir anne şefkatiyle Şahmelek’i kucakladı ve yaşlı kadının soğuk bedeninden ayırdı. Her haliyle metin olmaya çalışarak;
—Dik durmaya çalış, kendini bırakma, dedi.
—Yıkamadan mı defnedeceğiz, dedi Şahmelek ağlamaklı sesiyle. Hacıyat;
—Mezarlığın yakınında su varsa ben yıkarım, merak etme sen.
—Ya su yoksa?
—Bu şartlarda şehit sayılır o zaman.
Bu esnada öndeki vagonun kapısının açılma sesi duyuldu. Birkaç saniye sonrada ağlama sesleri ve askerlerle tartışan yaşlıların sesleri, yükselen hıçkırıklar. Aytek konuşulanları anlamaya çalışarak vagon kapısına yaklaştı. Henüz ne olduğunu anlamamıştı ki, birkaç el silah sesi duyuldu. Derin bir sessizlik çökmüştü, ardından vagon kapısı kapandı.
Şahmelek ağlamayı bırakmış olan biteni anlamaya çalışıyordu vagondaki herkes gibi. Bulundukları vagonun önündeydi askerler artık, önce asma kilidin tok sesi duyuldu, ardından kapı yavaş yavaş açıldı. Aytek gördüğü manzara karşısında dona kalmıştı. Yılan gibi kıvrılıp giden büyük bir nehir, nehirin üzerindeki büyük bir demir köprünün üzerindeydi tren...
"Acaba hepimizi bu köprüden mi atacaklar?" diye düşündü bir an askerlerin bağırışları arasında,
—Ölülerinizi verin, çabuk, ölülerinizi verin.
Vagondakiler olan biteni anlamaya çalışırken askerler Gülbeyaz’ın kefeninden tutup çekiştirmeye başlamışlardı bile. Aytek öndeki vagondan gelen seslerin ne olduğunu anlamıştı artık,
—Bizim ölümüz yok, diyerek yerde sürüklenen kefeni tek eliyle durdurmaya çalıştı, fakat geç kalmıştı. Dört asker yaşlı kadının cılız cesedini çoktan vagondan çıkarmış, demir korkulukların üzerinden nehre atmışlardı, Aytek geç kalmıştı.
Vagon kapısı kapandı, büyük asma kilidin sesi duyuldu tekrar, bir sonraki vagonun asma kilidi açılıyordu artık…
Subscribe to:
Comments (Atom)






